30 Ocak 2012 Pazartesi

edessa-3

İNSAN VE FEODALİZM

İnsanoğlunun yaşam süreci, doğumla ölüm arasında çok kısa ve bir o kadarda değişken serüvenler içeren bir evredir.İnsanoğlu bu iki nokta arasındaki yaşam sürecini hep gelecek üzerine kurgulamakta ve hep mükemmeliyete endekslemektedir. Gelecekte hep güzel yaşamanın düşüncelerini harmanlamaktadır beyin dağarcığında. Geleceğe dair umut çıtasının, hep yükseklerde olmasını amaçlamış ve öylede yapmıştır. İnsanoğlunun bu umutları yaşadığı sosyal toplumun ve coğrafyanın rengi ve tadıyla doğru orantılar arzeder. Çünkü bireyler, yaşadıkları toplumun üst değerlerine bağlı kalarak yaşam süreçlerini ikmale çalışmak zorundalar. Bu genel kural; zorunlu olmamakla beraber, feodalizmin ağır, baskıcı ve bir o kadarda kalın kabuklu müeyyideleri sonucu ,bireylerin boyun bükmeleri sonucunu doğurur. Bireyler dayatılan kurallara uymadıkları takdirde, toplum dışına itileceklerini ve toplumdan tecrit edileceklerini pekala bilirler. Feodalizmin yaşam damarlarını besleyen ana kaynak, eğitimsizlik ve dolayısıyla cehalettir. Feodalizmin savunucuları, oradan nemalanan, sosyo-ekonomik değerlerden daha fazla pay kapan, "erk" i ve nufuzü elinde tutan oranın seçkinleridir. Nereden gelir bu seçkinlik kimi insanlara ? diye kendimize sorduğumuzda; arayıpta cevap bulduğumuzda, akıl ve mantıkla bağdaşmayan; insaf iz'an ve merhamet içermeyen çirkin tablolar ile karşılaşırız. Güç, şiddet, zülüm ve gaddarlık. Kimi insanların, kimi insanlara kullandıkları orantısız vahşet. Kirli genlerden devraldıkları kirli emellerini tahakkuka çalışan zorba takımı. Binbir zülümatın ağa babaları. Feodalizmin iskeletini oluşturan bu feodal beyler, sosyal toplumun gelişmesini ve üst refah düzeylerine erişmesini hep engellemiş ve her seferinde şiddete dayalı bir maraza çıkartarak, alt tabaka kesimlerin, dinamikleşmesini baltalamışlardır. Şiddete dayalı bu baskıcı güç grupları zaman zaman merkezi idarelerce de beslenip güç alarak, halk üzerindeki çirkin yaptırımlarının dozunu, oldukça yükseltmişlerdir.Toplumun çoğunluğunu teşkil eden bu kesimler, her seferinde pasifize edilince, değişim ve gelişim süreçlerine engeller teşkil edilmiştir. Eğitilmeyen, ve her seferinde atılımları engellenen toplumların sağlıklı olması düşünülemez kuşkusuz.Cumhuriyet'in kurucuları, kuruluş aşamasında sağduyulu olarak ülkenin birliğini sağlamak adına bu kesimlerden lojistik destek almışlardır. Bu destek o zamanın koşularında kaçınılmazdı. Cumhuryetimizin kurucuları bu kesimleri adam bilmişler ve onlara köy yolu sormuşlardır. Kimi kesimler; bu feodal kanatlarla, cumhuriyeti kuranlar arasındaki bu dayanışmayı samimi bulmayabilirler. Ayrıca tartışılması gereken bir boyut olabilir. Ancak ben; sağduyumu koruyarak, onların iyi niyetli olduklarına inanmak istiyorum. Ülkemizin belli bölgelerinde hala; bu feodal baskıcı gruplar, varlıklarını ve etkinliklerini sürdüregelmektedirler. Cumhuriyet'in kuruluşuyla ihdas edilen demokrasi, feodalitenin hala var olması sebebiyle, arz-ı endam eden çirkinliklerden ötürü, istenilen çağdaşlık noktasına gelememiştir. Bu grupların varlığı nedeniyle bireysel tercihler hep sübaplanmakta ve filitre edilmektedir. Bireyin özgür iradesi, sağlıklı bir biçimde demokrasinin gelişmesine fayda sağlayamamktadır. Hepsi olmasa bile, kimi iradelere ipotek konulmaktadır. Hal böyle olunca da, demokrasinin kaçınılmaz unsuru olan seçimler, özgür iradelerin tezhürünü yanısıtmamaktadırlar. "Halkın kendi kendini yönetmesi" denilen demokrasinin gelişmesine engeller teşkil etmektedir. Böyle olunca da, seçimlerin sonuçları demokrasinin ana ilkesi olan, bireysel özgürlüklere ters düşmektedir. Bireyin özgürce seçme yetisi kısıtlanmış olmaktadır. Birilerinin işaret ettiği, birileri seçilmiş olmaktadır. İşte Cumhuriyetten bu yana, beli sıvazlanarak palazlanan bu etkin gruplar, siyaset arenasında varlıklarını sürdürüp, nemalanmaya devam etmektedirler. Halkın refahı ve mutlu yaşaması onların lügatında yok gibidir. Nalıncı keseri gibi; "Rebbena hep bana" felsefesini sürdürüp hükümranlıklarını sürdürmektedirler. Öteden beri siyasi partiler, hep bu kesimlerden oy alarak iktidara koşmuşlardır. Çünkü siyasi partiler için bu kesimler büyük oy potansiyelidirler ve çantada keklik -banko oylardır. Bu nedenle bütün siyasi partiler buraların eğrisine doğrusuna müdahale etmek işlerine gelmez. Böylece bu kokuşmuş ikili menfaat ilişkiler ağı, devam edip gider. Cumhuriyet ve dolayısıyla demokrasimiz öteden beri beslenip güç aldığı bu kan damarlarının mec'rasını çoktan yenilemeliydi. Açık ifadeyle, kan tazelemeliydi. Yapamadı. Yapmaya ve değiştirmeye yeltendiğinde, bu baskı grupları hep baskın çıkıverdiler. Yenilenmeye çağdaşlaşmaya set kıldılar, düzenin çarkları hep onlardan yana dönsün istediler ve öylede yaptılar. Sosyal toplumlarda; "Arlı namuslu olmak" diye bir deyim vardır. Kişisel görüşüme göre de; değişkenlik arzetmekle beraber, evrensel bir kavram olsa gerek. Çünkü; sosyal toplumlarda her şey insanların refahı için düşünülüp kurgulanmalıdır. Eğer bir toplumda; "Ar damararı" çatlamış insanların arz-ı endam etmesine göz yumuluyorsa, o toplum bunlardan negatif yönde etkilenip zarar görür. İnsanlık alemine zarar verecek eylem ve oluşumlardan uzak durmak, kendini insan addedenin, insani görevi değilmidir. Ey yalancı ve riyakar cumhuriyetçiler. Cumhuriyete ve onun fazileti olan demokrasiye zarar verdiğinizin farkındamısınız. Eğer birgün bunu farkederseniz, yalancı ve riyakar olduğunuzuda farkedersiniz belki. Geç olacak belki ama; kazanan demokrasi olacağı için, insanlar mutlu olacaktır. "Nokta kadar menfaat için, virgül gibi eğilmeyin. " Unutmayalım ki: Gök kubbede baki kalacak "ALLAH" ve "HOŞ BİR SEDA" olacaktır. Gelin dürüst olalım, gelin bir ve beraber olalım, Cumhuriyetimizi ve demokrasimizi medern ve evrensel değerlere erişmesine çalışalım. Nacizane; imalarım kendini bu kategoride görenler içindir. İlgisiz kişileri tenzih ederim. Saygılarımla. Sabri Temel-İstanbul

Hiç yorum yok: